Ali Özsoy
Apo’yu ipten kurtaran MHP
ve Devlet Bahçeli’dir!
ve gerçek milliyetçiliğin doğuşu
Ulusal Parti’nin başlattığı
yeni kampanya ile tüm Türkiye’nin sokakları Türk’ün sesiyle çınlamaya başladı.
Artık sokaklarda yepyeni bir gündem var.
Ulusal Parti standına her
siyasi görüşten, her partiden vatandaş geliyor. Şu bir gerçek ister AKP’ye,
ister CHP’ye, ister MHP’ye oy vermiş olsun, kendini Türk hisseden herkes idam
cezasının geri gelmesini, Apo’nun asılmasını istiyor.
Türk siyasi hayatında artık
yeni bir saflaşma yaşanıyor: Türklüğe bağlı olanlar ve karşı olanlar...
Bu yüzden eski partilerin
seçmenleri, üyeleri ve hatta yöneticileri bile Ulusal Parti’yi büyük ilgiyle
karşılıyor. Kendi partilerinin ihanetleri onları yeni arayışlara yöneltiyor.
Geçmişte yaşanan ihanetler
adeta halkımızın boynuna zincir, ayaklarına pranga oldu. Herkes geçmişte
verilen sözleri bize hatırlatıyor. Kimisi “asamazsınız, ABD izin
vermez” diyor. Kimisi“Sizin dediğinizi MHP de demiyor mu? Onlar da
Apo asılsın diyor ama asamadılar.”
Samimi bir eski ülkücü
hayıflanıyor: “Siz asın valla sizden olacağım. Bizimkiler sözünü tutamadı,
asamadı.”
Şu gerçek herkesçe iyi
bilinmelidir. MHP asamadı değil!
Asmadı, astırmadı.
MHP Apo’yu asmanın değil,
astırmamanın partisiydi.
Bu amaçla 1999’da iktidara
getirilmişti.
Türk milliyetçiliğini yok
etmek, halkın milliyetçiliğe olan güvenini ortadan kaldırmak için bu parti
elinden gelen her şeyi yaptı.
İhanetin kısa tarihçesi
|
MHP yönetimi özellikle son
günlerde yeniden idamdan bahsediyor. DSP-MHP-ANAP koalisyonu döneminde diğer
partilere sözlerini dinletemedikleri için idam edemediklerini ileri sürüyorlar.
Birincisi MHP mağdur
değildir. Tersine şehit ailelerini ve Türk milletini mağdur etmiştir. Apo’yu
kurtarmışlardır. Hem de tek bir sloganla, “asacağız” diye milyonlardan oy
toplamalarına ve iktidara gelmelerine rağmen.
İkincisi idamın
kaldırılması MHP’ye rağmen değil, MHP sayesinde gerçekleşmiştir. Bu gerçek çok
iyi algılanmalıdır. Çünkü “MHP bile asamadı” söylemi halkımızı
yılgınlığa sevk etmek için sürekli öne sürülmektedir.
Yakın tarihi hatırlayalım.
16 Şubat 1999’da Kenya’da teröristbaşı bordo bereliler tarafından yakalandı.
Tam da bu süreçte Türkiye seçim sürecine girdi. İktidarda DSP-ANAP koalisyonu
vardı. Bu iki parti Apo’nun yakalanmasının primini seçimlerde toplamayı
hesaplıyordu.
Bir diğer parti MHP ise tek
bir sloganla seçimlere giriyordu: “Apo’yu asacağız!” Ve bu sayede oylarını
neredeyse üçe katlayarak tarihinde görmediği büyük bir seçim zaferi kazandı.
18 Nisan 1999’da
DSP-MHP-ANAP koalisyonu kuruldu. Bu üç partiyi iktidara taşıyan dalga
ulusalcılıktı. Oysa her üç parti çok daha gizli bir gündemi savunuyordu: İdamı
kaldırmak ve AB’ye üye olmak.
Abdullah Öcalan’ın
yargılanmasına 31 Mayıs 1999’da başlandı. İmralı’daki mahkeme 29 Haziran
1999’da son buldu. Karar oybirliğiyle idamdı. Hiçbir hafifletici neden ve
indirim de söz konusu değildi.
Yargıtay kararı 25 Kasım
1999’da onayladı.
Karar TBMM’ye sevk edilmek
üzere Başbakanlığa gönderildi.
İşte bundan sonra Türkiye
Cumhuriyeti tarihinin en utanç verici sayfaları dönemin iktidarı tarafından
yazılmaya başlanacaktı.
Bu dosya Başbakanlık’tan
TBMM’ye asla gönderilmeyecekti. Oysa kanunlar açıktı. İdam cezasının infazı
için dosyanın Meclis’e getirilip oylanması şarttı. Tam 3 yıl boyunca dosya
hasıraltı edildi.
Bu Türkiye tarihinde bir
tektir. Apo’ya bu iltimas ve kıyak dönemi boyunca MHP iktidardı.
Dosyayı Meclise getirmek
için tek bir eylem yaptılar mı?
Kıllarını kıpırdattılar mı?
Hayır!
Tersine dosya başbakanlıkta
kalsın diye ellerinden geleni yaptılar.
12 Ocak 2000 tarihinde
Başbakanlıkta kritik bir toplantı yapıldı. Başbakan Bülent Ecevit ve koalisyon
ortakları Devlet Bahçeli ve Mesut Yılmaz tam 7,5 saat boyunca Apo’nun idamıyla
ilgili dosyayı görüştü.
ABD ve AB idama karşıydı.
Koalisyonun temel hedefi ise AB’ye katılmaktı. Her üç lider mutabakata vardı.
Bu yazılı olarak zapta geçildi. Apo’nun idam dosyası Meclis’e getirilmeyecekti.
Çıkışta onlarca tv kamerası
üç lideri bekliyordu. 70 milyon canlı olarak liderlerin aldıkları bu kararı
dinledi.
Şimdi Devlet Bahçeli hangi
yüzle milliyetçilikten bahsetmektedir?
“Apo’yu bize astırmadılar” sözü tamamen yalandır. Siz hep birlikte astırmadınız.
DSP-MHP-ANAP’ın Ulusal
Programı
Şimdi sözü Devlet
Bahçeli’ye bırakalım. Böylelikle hiçbir MHP’li bizim iftira attığımızı ileri
süremez. Aşağıdaki sözler Devlet Bahçeli’nin 25 Haziran 2002’de Ertuğrul Özkök
ile yaptığı röportajdan.
Bu tarihlerde kimilerinin
ulusalcılık şampiyonu ilan ettiği dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer AKP
dâhil AB’ye üyeliği destekleyen tüm partileri köşke topla-
mış, bir tek MHP bu
toplantıya çağrılmamıştı. Tüm Türkiye idam meselesi yüzünden koalisyonun
çatırdayacağını düşünüyordu.
Oysa bakın Devlet Bahçeli,
Ertuğrul Özkök’e ne kadar kesin konuşuyor. 25 Kasım 1999 tarihinden itibaren
Apo’nun idamının büyük bir rezaletle Başbakanlıkta saklanmasının nedeninin
kendi imzaları olduğunu nasıl itiraf ediyor:
“Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası’na göre kesinleşmiş idam cezalarının yerine getirilmesi kararı
münhasıran TBMM’nin yetkisindedir. Hükümet, TBMM’nin 1984 yılından bu yana
yaşama hakkının özüne dokunulmaması yönünde benimsediği uygulamaya saygılıdır.
Türk ceza hukukundan ölüm cezasının kaldırılması hususu, şekil ve kapsamı
itibariyle TBMM tarafından orta vadede ele alınacaktır.’”
Devlet Bahçeli’nin
bahsettiği bu metin DSP-MHP-ANAP’ın AB’ye taahhüt olarak imzaladıkları Ulusal
Programın 2.1.8 No’lu bölümünden alıntıdır.
Devlet Bahçeli 25 Haziran
2002’de Ertuğrul Özkök’e neden Apo’yu asamayacaklarını çok açık bir şekilde
itiraf etmektedir. Devlet Bahçeli’nin “Apo asılmayacak” taahhüdünün
metninin altında imzası vardır.
Bu tarihi bir belgedir.
Kimse inkâr edemez. Hükümet olmak için ilk başta bu sözü vermişlerdir.
“Sözünün eri”, “mert başbuğ”
|
Devlet Bahçeli, Ertuğrul
Özkök ile röportajında konuyu hep devlet adamlığı ciddiyetine getiriyor ve
idamla ilgili verdikleri sözü tutmak zorunda olduklarını belirtiyor:
“Bir, bizim ölüm
cezalarının uygulanmayacağı yolunda bir moratoryum ilan ettik. Buna sadığız.
İki, idam cezasının kaldırılmasını orta vadeli bir karar olarak ilan ettik.
Buna sadığız.”
“Sözünün eri” devlet
adamımız ABD ve AB’ye verdikleri sözü tutmak için her şeyi yaptı.
Peki ya, seçim
meydanlarında 70 milyon Türk halkına verdikleri “asacağız” sözüne ne oldu?
“Devlet adamı ciddiyeti”
burada işlemiyor muydu?
Devlet adamlığı ABD ve
AB’ye karşı “ciddi”, halka karşı ciddiyetsiz olmak mı?
Röportajda Ertuğrul Özkök
Devlet Bahçeli’ye öylesine içten ve net sorular soruyor ki, o gün verdiği
yanıtlardan Devlet Bahçeli bugün asla kıvırtamaz.
Özkök “kötü durum”
senaryosu olarak şunu merak ediyor:
“Peki, Meclis’e geldiği
takdirde, bazı milletvekilleri, biraz da seçim ortamının etkisiyle, ‘Getirin şu
dosyayı Meclis’te oylayalım’ derse ne olacak?”
Bahçeli kesin emin.
Milletvekillerinin hepsini kontrol altına almış. Asla Apo’yu asmayacaklarını
bakın nasıl belirtiyor:
“İdam cezaları
uygulanmayacak diyen o moratoryumu kim imzaladı? Altında bizim imzalarımız yok
mu? Elbette imzamıza sadık kalacağız.”
Özkök bile bu yanıta
şaşırıyor:
“Ya yıl sonunda AB bize
tarih vermezse ne olur? Bunun sorumluluğu MHP’nin üstüne yıkılmaz mı?”
Bahçeli kendi partisinden
ve siyasi geleceğinden çok AB ve Apo’yu düşünüyor. Bakın ne cesaretli bir yanıt
veriyor:
“Siyaset risk alma
sanatıdır. İnandığınız bir konuda elbette risk alacaksınız.”
MHP’nin aldığı riskin
bedelini şimdi İmralı’daki katilin emriyle her gün şehit edilen Türk gençleri
ödüyor.
Adalet Komisyonunda yaşanan
rezalet
Bu röportajı internetten
herkes okuyabilir. Zaten yakın tarihimiz Devlet Bahçeli’nin ABD ve AB’ye sadık
kalma pahasına uyguladığı bu ihanet politikasının sonuçlarını içermektedir.
Bilindiği gibi idam
cezasının kaldırılması adım adım oldu.
Önce 3 Ekim 2001 günü
Anayasa’nın 38. maddesine ‘savaş, çok yakın savaş tehdidi ve terör suçları
halleri dışında ölüm cezası verilemeyeceği’ ifadesi eklendi.
Devlet Bahçeli dâhil tüm
MHP bakan ve milletvekilleri bu maddeye evet oyu kullandı. Bu madde “terör
suçlarının” idamla cezalandırılıp cezalandırılmayacağının düzenlemesini kanun
çerçevesinde meclise bırakıyordu. Aslında meclisin ne yapacağı da belliydi.
O dönem SP’den ayrılarak
yeni kurulmuş olan AKP’nin lideri Tayyip Erdoğan çok sinsice bir politika
yürütüyordu. Tayyip Erdoğan hükümetin ABD tarafından yıkılacağını biliyordu.
Bir an önce başbakan olmak istiyordu. İdam meselesinin buna vesile olması için
çalışıyordu. AKP, idamın kaldırılmasının Anayasal olarak hükme bağlanmasını
istiyordu. İş Türk Ceza Kanunu (TCK) değişikliğine bırakılmamalıydı.
Hükümet ortakları AKP’nin
bu taktiğine koalisyon dağılmasın diye başka bir taktikle yanıt verdi. İdamın
kaldırılmasına yönelik idamla ilgili Anayasa değişikliği sınırlı ola-rak
yapıldı. Böylelikle idamı tamamen kaldırmak için TCK değişikliğini beklemek ve
bu sayede süreci uzatmak mümkün oldu.
Ancak Tayyip Erdoğan 2002
yazında yepyeni bir açıklama yaptı. İdamın kaldırılmasının kanun çerçevesinde
yapılmasına artık karşı olmadıklarını belirtti. Bu konuda TCK değişikliği
yapılırsa AKP olarak destek vereceklerdi. Böylelikle DSP-ANAP ile MHP
arasındaki çatlak derinleşmiş olacaktı.
Bundan sonra TCK’da idamın
kaldırılması için TBMM Adalet Komisyonuna teklif getirildi. Burada Türk
tarihinin en büyük rezaletlerinden biri yaşandı. MHP’li Mehmet Gül de bunu
itiraf etmektedir. Meclisteki Adalet Komisyonunda “Apo’ya af
yasası” olarak bilinen idamı kaldıran düzenleme görüşülüyorken; AKP
inanılmaz bir taktik adım daha attı. AKP’li milletvekilleri DYP milletvekili
Sevgi Esen’in TCK değişikliğindeki “idam ile ilgili hüküm bu sefer için
Meclise gelmesin” şeklindeki komisyona getirdiği yeni bir önergeye
destek verdiler. Amaç belliydi: Koalisyon ortaklarını birbirine düşürmek.
Devlet Bahçeli’nin birden
bire etekleri tutuştu. Komisyondaki MHP’li üyeler AKP önergesine destek verip,
TCK değişikliğinde idam maddesini saf dışı etme eğilimindeydiler.
MHP’li üyeler Bahçeli’nin
odasına çağrıldı. Odadan çıktıklarında hepsi kıpkırmızı kesilmişti. Mehmet Gül
odadan çıkıyorken kendi ifadesiyle gözyaşları içindeydi. Apo’yu kurtarmak
ülkücülere nasip olmuştu.
“Sert ülkücülerimiz”
komisyonu terk edip gitti. Güya protesto etmek için. Bir tek MHP’li üye Orhan
Bıçakçıoğlu ise idamın kaldırılmasının TCK değişikliğinden çıkarılması için
verilen önergeye parti disiplinine rağmen evet oyu verdi.
Sonunda önergeye verilen
bir MHP’li milletvekili, DYP’li ve AKP’li vekillerin toplam 7 evet oyuna karşı
DSP-ANAP ve SP’lilerin 10 hayır oyuyla idamı kaldıran hüküm TCK değişikliğinde
aynen kaldı.
Komisyondaki diğer 5 MHP
milletvekili ise çekimser oy kullanmış oldular.
Eğer bu “çekimser”
ülkücüler oy kullansaydı matematik 12’ye karşı 10 oy olacaktı.
MHP’liler o gün oy
kullansalardı idamı kaldıran yasa meclise bile gelmeyecekti.
MHP Genel Başkanı Devlet
Bahçeli bunu engelledi.
Sahte milliyetçilerin millete
ihaneti
Adalet Komisyonunda bu
oyunları oynayan AKP 3 Ağustos’ta idamın kalkması için evet oyu kullanacaktı.
Zaten oylamanın sonucu belliydi. Bütün partiler Apo’nun kurtarılmasından
yanaydı. DSP-DYP-YTP-SP-AKP-ANAP evet oyu kullandılar.
MHP’liler ise güya şov
yapacak ve oy toplayacaklardı. Ancak asıl yaptıkları evetçilere çanak tutmaktı.
Çünkü isteseler oturumu engelleyebilirlerdi.
3 Ağustos 2002’de yasa
Meclise gelmeden hemen önce, MHP’liler bal gibi Meclisten istifa edip yasayı
engeller ve seçime gidebilirlerdi. Ve böyle bir restten sonra asla AKP iktidara
bu gücüyle gelemezdi. Kim bilir belki MHP iktidar olurdu.
Ama onlar öylesine
Amerikancıydılar ki; idam yasası geçmeden değil, yasa geçtikten sonra meclisi
kilitleyip, “hadi seçime gidelim” dediler. Kendi partilerini
barajın altına indirme pahasına ABD’ye hizmetlerini tamamladılar.
Böylelikle Türk halkına iki
kazık attılar. Hem meclisten idamı geçirttiler, hem de iktidarı hemen AKP’ye
teslim ettiler.
Oysa 3 Ağustos’tan önce
TBMM’den istifa edebilirlerdi. Bunu yapabilselerdi hem idam yasalaşmaz hem de
AKP ezici bir çoğunlukla iktidara gelmezdi. Adeta görünmez bir el onlara bu
millet için olabilecek en kötü sonuç için yön vermişti.
Bu elin daha başbakan
olmadan önce Tayyip Erdoğan’ı Beyaz Saray’da kabul edip elini sıkan Irak
soykırımcısı ve Türk düşmanı George Bush’un eli olduğuna şüphe yok.
Devlet Bahçeli gerçekten de
tam bir “devlet adamıydı.” Kendi partisini hezimete uğratmak pahasına Amerikan
devleti için en iyi sonucu yarattı.
3 Kasım 2002’de iktidara
gelen AKP de geri kalan ihanet yasalarını tamamladı. “Savaş, çok yakın
savaş tehdidi ve terör suçları halleri” durumunda idama olanak tanıyan
Anayasa’nın 38. maddesini değiştirmek ve idamı anayasal olarak yasaklamak da
AKP’ye ve bunu destekleyen CHP’lilere nasip oldu. Apo’yu böylelikle Meclisteki
tüm partilerimiz kutsamış oldu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin belki de en büyük
ve en eli kanlı vatan haininin hayatını kurtarmak için tüm yasa ve Anayasa
maddelerimiz bütün partilerin suç ortaklığıyla değiştirildi. Bu utanç
hepsinindir. Ama MHP’nin suçu çok daha büyüktür.
|
|
Y A Z I
H A K K I N D A K İ G Ö R Ü Ş L E R...
|
|
|
|
|
|